Anasayfa » Yazarlar » Adem AKDEMİR » Likidite Riski

Likidite Riski

T.C.

MARMARA ÜNİVERSİTESİ

BANKACILIK VE SİGORTACILIK ENSTİTÜSÜ

BANKACILIK ANABİLİM DALI

 

 

LİKİDİTE RİSKİ

 

 

HAZIRLAYAN

Dr. Adem AKDEMİR

 

 

 


 

İÇİNDEKİLER

  1. BÖLÜM

LİKİDİTE RİSKİ

   Sayfa No

 

1.1. TANIMI …………………………………………………………………………………………………………. 3

1.2. LİKİDİTENİN KAYNAĞI……………………………………………………………………………… 4

1.3. LİKİDİTE ÖLÇÜMÜ ………………………………………………………………………………………. 4

1.4. LİKİDİTE İHTİYACI……………………………………………………………………………………… 5

1.5. LİKİDİTENİN KONTROLÜ…………………………………………………………………………… 6

 

  1. BÖLÜM

LİKİDİTE RİSKİNİN YÖNETİMİ

 

2.1. LİKİDİTE RİSK YÖNETİMİNİN TARİHÇESİ………………………………………………… 7

2.2. LİKİDİTE RİSKİNE KARŞI AKTİF YÖNETİMİ …………………………………………… 10

2.3. LİKİDİTE RİSKİNE KARŞI PASİF YÖNETİMİ……………………………………………. 11

2.4. LİKİDİTE KARLILIK İLİŞKİSİ……………………………………………………………………. 12

2.5. LİKİDİTE YATIRIM İLİŞKİSİ ……………………………………………………………………… 13

 

  1. BÖLÜM

LİKİDİTE YÖNETİMİNİN BOYUTLARI

 

3.1. NE KADAR LİKİDİTE ? ………………………………………………………………………………. 14

3.1.1. Konjonktürel ve Mevsimlerin Likiditeye Etkisi …………………………………………….. 15

3.1.2. Kredilerin ve Mevduatların Analizi…………………………………………………………….. 16

3.1.3. Likidite İhtiyaçlarını Tahmin ……………………………………………………………………… 17

3.2. HANGİ AKTİFLERE ?………………………………………………………………………………….. 19

3.2.1. Likidite Hesabı ………………………………………………………………………………………… 19

3.2.2. Likiditenin İhtiyaçlarla Karşılaştırılması………………………………………………………. 20

3.3. NE ZAMAN? ……………………………………………………………………………………………….. 21

3.3.1. Konjonktürel Düşüş………………………………………………………………………………….. 21

3.3.2. Genişleme ……………………………………………………………………………………………….. 21

3.3.3. Tepe Noktası ……………………………………………………………………………………………. 21

3.3.4. Daralma …………………………………………………………………………………………………… 22

 

KAYNAKLAR


1. BÖLÜM

İKİDİTE RİSKİ

1.1. TANIMI

 

Likidite riski, sahip olunan kıymetin istenildiğinde paraya çevrilememesini, kıymetini cari piyasa değerinin altında elden çıkarılmasını ifade eder.

 

Likidite riski, finansal piyasalarda karşılaşılan önemli risklerden biridir. Şüphesiz, bankaların amacı riskini büyütmeden karını maksimize etmektir. Çünkü, daha yüksek karlara daha büyük risk maliyetine katlanıldığında ulaşılmasıdır.[1]

 

Likidite riski, bankacılıktaki ana risklerden biridir. Likidite, fon taleplerinin karşılanabilme yeteneği olup, finansal kurumlar için yaşamsal öneme sahip bir kavramdır. Banka fon yöneticileri, aşırı likit olma ile yeteri kadar likit olmamanın maliyetini dengelemek zorundadır. Bankanın likidite açısından aşırı düzeyde açığa düşmesi, ödemelerinde kullanabileceği yeterli düzeyde hazır parasının olmaması, bankanın iflas etmesine yol açabilir. Aynı zamanda bankanın, önemli bir kredili müşterisinin iflası, zincirleme etki ile bankanın kullanımına tahsis edilmiş kredi limitlerinin ve olanaklarının da durdurulmasına neden olabilir. Bu durum, bankanın kaynak girişini ve nakit akışını ciddi şekilde etkileyeceği için, bankanın iflasına veya çok zor durumda kalmasına yol açabilir.[2]

 

Bankalar herhangi bir likidite darboğazı sonucu zor durumda kalmaması için aktiflerin büyük bir kısmını likit değerlere yatırmaları gerekmektedir. Bankaların denetiminden sorumlu kamu otoriteleri de, bankalara belirli likidite zorunlulukları getirerek bankaların likidite riskini belirli ölçüde azaltmaya çalışmaktadır.

 

Likidite, ödemeleri zamanında yapma güç ve yeteneği olup, banka bu ödemeleri kasasındaki para, her an nakde dönüşecek varlıklar, merkez bankası ve muhabirleri nezdindeki vadesiz hesaplarının serbest bakiyeleri ile yapabilir. Likidite riski, nakit giriş ve çıkışları arasındaki dengenin gerçekleştirilmesinin taşıdığı belirsizlik olarak da tanımlanabilir.

 

Likidite riski bankaların varlık ve yükümlülüklerinin farklı vadelerde olmasından kaynaklanır. Likidite riski altında yatan asıl problem, bankalar tarafından mevduat sahiplerinin ne zaman ve ne miktarda geri çekeceklerinin ve kredi talep edenlerin de ne zaman ve ne miktarda paraya ihtiyaçlarının olacağının bilinmemesidir. Bankanın belli bir dönem için nakit borçları; nakit çıktıları ve nakde çevrilebilecek varlıkları ile nakit varlıkları toplamından fazla olursa, banka likidite riski ile karşı karşıyadır.[3] Bankalar ve bünyelerindeki bu piyasalar güven müesseseleri oldukları ve sistemin tıkanmaması için kar amacından önce bu riski minimize etmeye çalışırlar. Sorumluluğunu yerine getiremeyen bankalar cezai faize maruz kalır ve piyasada itibar kaybederler. Bu nedenlerle bankalar, gerek kredi faaliyetlerini ve yatırımlarını sürdürebilmek, gerekse mevduat sahiplerinin taleplerini karşılayabilmek için yeterli miktarda kullanabilir hazır fona sahip olmak zorundadırlar.[4]

 

1.2. LİKİDİTENİN KAYNAĞI

 

Para piyasalarında, uzun vadeli borç verip, bunları kısa vadeli kaynaklar ile fonlamak, döviz piyasalarında ise, bir para cinsinden, piyasaya göre çok büyük pozisyon taşımak ve forward işlem valörlerinde farklılık likidite risklerinin esas kaynağını oluşturur. Forward işlemlerde, satın aldığımız tutarın vadesi yakın, geri ödeme vadesi uzak olursa, likidite riski yoktur.

 

1.3. LİKİDİTE ÖLÇÜMÜ

 

Bankanın likiditesini ölçebilmek için çeşitli rasyolar geliştirilmiştir. Standart olarak kullanılan rasyolardan biri toplam kredilerin toplam mevduata oranı, diğeri ise Hazine bonosu ve devlet tahvilleri portföyü toplamının mevduata oranıdır. Ancak her ikisi de likiditeyi ölçmek bakımından yeterli olamamaktadır.

 

Toplam krediler/toplam mevduat rasyosu bankanın kredi taleplerini karşılamada mevcut kaynakların ne kadarının kullanılmış olduğunu göstermekte ve ne kadar yüksekse bankanın kredi verme kapasitesinin o kadar azaldığını ortaya koymaktadır. Ancak bu arada bankanın kullanılabilir fona dönüşebilir diğer aktiflerini göz ardı etmektedir.

 

Hazine bonosu ve Devlet tahvili portföyü toplamı/Toplam mevduat kullanılabilir fonları göstermek bakımından daha iyi bir gösterge olmakla birlikte, burada da, portföy toplamının ne kadarlık kısmının disponibilite yükümlülükleri ve repo işlemlerine bağlı olduğu gözden kaçmaktadır.

 

Bankanın gerçek likiditesine bağlı faktörler şöyle özetlenebilir:

 

  • Mevduatın yapısı ve volatilitesi (volatility)
  • Mevduat dışındaki pasiflerin kompozisyonu ve vadeleri
  • Mevduat akımları ve kredi taleplerindeki mevsimsel özellikler
  • Kredi portföyünün kompozisyonu
  • Çeşitli aktiflerin pazarlanmasına yönelik ikincil piyasaların varlığı
  • Bankanın ilave fonlar için borçlanma kabiliyeti

 

Banka yönetimi bankanın likidite politikasını saptarken yalnız bugünü değil, gelecekte ortaya çıkabilecek gelişmeleri de göz önünde bulundurmak durumundadır.

 

1.4. LİKİDİTE İHTİYACI

 

Bankaların likidite bulundurmaları için asıl olarak dört ana neden sözkonusudur.

 

  1. Toptan fonların yenilenmesi ya da perakende mevduatın çekilmesi nedeni ile oluşan net fon çıkışlarını tekrar yerine koyma gereği,
  2. Beklenen fon girişlerinin gerçekleşmemesini karşılama gereği,
  3. Olası sorumluluklar sözkonusu olduğunda yeni fonlar bulma gereği,
  4. Bankanın yapmak istediği yeni işlere girebilme gereğidir.

 

Geniş anlamıyla ilk gereksinim fon riski, ikinci gereksinim zaman riski, üçüncü ve dördüncü gereksinimler talep riski olarak nitelenir.

 

Bankalar likiditeye ihtiyaç duydukları an ile bu ihtiyacı tedarik etme süresi arasında bir uyumsuzluğun sözkonusu olması likidite riskini doğurur. Vade uyumsuzluğu da belirli bir zaman dilimi içinde her vade aralığındaki aktif ve pasiflerin kalan vadelerine göre sınıflandırılması ile büyük ölçüde giderilebilir.

1.5. LİKİDİTENİN KONTROLÜ

 

Bankaların pozisyonlarındaki para birimleri kolay pazarlanabilir değilse ve fazla miktarda ise, net döviz pozisyonunun çok büyük olması önemli ölçüde likidite riskinin olduğunu gösterir. Bu nedenle, nakit akış limitleri likidite riskinin kontrol edilmesi açısından faydalıdır.

 

Likidite riskini kontrol altında yönetebilmek için, önce bankaların likidite ihtiyacını doğru olarak tahmin etmek gerekir.[5] Likidite ihtiyacının belirlenmesinde yöneticilerin geçmiş tecrübe ve önsezilerine güvenileceği gibi, sayısal yöntemlerde uygulamada ön planda yer almaktadır.


2. BÖLÜM

LİKİDİTE RİSKİNİN YÖNETİMİ

2.1. LİKİDİTE RİSK YÖNETİMİNİN TARİHÇESİ

 

Likidite yönetiminin 1961’de hamiline yazılı mevduat sertifikalarının (negotiable CD’s) New York bankaları tarafından çıkarılması ve ikincil piyasalarının gelişmesiyle birlikte başladığı kabul edilir. 1960-1970 yılları arasında dünya sanayi ve ticaret hacimlerindeki gelişmeler kredi talebi ve likidite ihtiyacındaki artışı da beraberinde getirdi. Değişen koşullar daha önceki geleneksel yaklaşımlardan tam bir kopmayı temsil eden yeni bir likidite yönetimi anlayışını ortaya çıkardı. Daha önceki fon yönetimi yaklaşımları likidite ihtiyacının bilançonun aktif kısmından karşılanması temeline dayanırken, bu yeni yaklaşım artan kredi talebi ve likidite ihtiyacının para piyasalarına pazarlanan pasifler yoluyla fonların satın alınması esasına dayanıyordu.[6] Bu anlamda likidite yönetimi aynı zamanda önceki yaklaşımlara göre daha agresif bir yaklaşımı temsil ediyordu.

 

Artan kredi talebi ve vadesiz mevduatlardaki nispeten daha yavaş büyüme sonucunda faiz oranlarının yükselmesi, büyük müşterileri faiz getirisi olmayan vadesiz mevduat tutmaktan faiz kazancı sağlayan para piyasası enstrumanlarını kullanmaya yöneltti. Böylece bankalar bir yandan artan kredi talebi diğer yandan büyük vadesiz mevduat kaynaklarının azalışıyla çift taraflı bir baskı yaşadılar. Bu ortamda gelişen likidite yönetimi sadece mevduat çekilişlerini karşılamaya yönelik değil aynı zamanda borç verebilmek için fonların sağlanmasına yönelik bir anlam taşımaya başladı. Artık paranın belirli bir maliyeti söz konusuydu ve bankaların bu fonları karlı bir şekilde değerlendirmeleri borç alınan fonların marjinal maliyeti ve bu fonlarla verilen borçların getirisi arasında belirli bir spredin muhafaza edilmesine bağlıydı. Böylece bankalar likidite ihtiyaçlarının bilançonun pasif kısmından sağlanmasına yönelik bir çok likidite enstrumanı geliştirdiler. Bu enstrumanlar;

 

  • Kısa süreli bankalar arası borçlanmalar
  • Büyük ciro edilebilir/edilemeyen mevduat sertifikaları (CD’s)
  • Geri satın alma sözleşmeleri (RP’s-repo işlemleri)
  • Geri satma sözleşmeleri (ters repo)
  • Hazine bonoları
  • Hazine garantili kısa süreli sertifikalar
  • Tahvil ve banka kabulleri gibi diğer para piyasası enstrumanları olarak özetlenebilir.[7]

 

Ayrıca bilanço kalemlerinin banka tarafından kısa vadede önemli ölçüde kontrol edebilen ve kısa vade sınırlı bir ölçüde veya hiç bir şekilde kontrol edilemeyen şeklinde ayrılması çok kesin olmayan ve incelenen dönem için değişkenlik gösterebilen bir ayrım olmasına rağmen önemli bir yaklaşım olmuştur. Buna göre kontrol edilemeyen bilanço kalemleri

 

  • Mevduatlar (büyük mevduat sertifikaları hariç)
  • Krediler
  • Tahsil aşamasındaki nakit varlıklar
  • Sermaye
  • Yasal karşılıklardan oluşur.

 

Kontrol edilebilen bilanço kalemleri ise

 

  • Bankalararası borçlanmalar
  • Ciro edilebilir mevduat sertifikaları
  • Eurodolar borçlanmalar
  • Repo işlemleri
  • Diğer kısa süreli plase edilmemiş para piyasası aktiflerini içerir.

 

Bankalarda her gün kontrol edilemeyen fon hareketleri yaşanır. Bunların bir kısmı mevduat artışları, kredi geri ödemeleri ve vadesi gelen yatırımlar gibi fonların artışına neden olurken, bir kısmı da mevduat çekilişleri, yeni krediler gibi fonları azaltırlar. Kısa süreli likidite yönetimi kontrol edilemeyen bu fon akımlarının etkilerini ortadan kaldırmak veya kuvvetlendirmek için kontrol edilebilir bilanço kalemlerinde gerekli değişimlerin bankanın kısa süreli hedeflerini gerçekleştirmek amacına yönelik olarak manipule edilmesini içerir.[8]

 

Likidite yönetimi bankaya bilançonun aktif kısmının sağlayabileceğinin üzerinde likidite kazandırırken bunun başarılı bir şekilde devamı vadesi gelen pasiflerin finanse edilmesi için daha fazla pasifin pazarlanmasını gerektirir. Burada en büyük risk bankanın ödünç alınmış fonlara çok fazla bağımlı hale gelmesi ve beklenmedik nakit ihtiyaçlarını karşılamak bakımından aktiflerinin likiditesinin yetersiz olduğunun para piyasasındaki diğer katılımcılar tarafından anlaşılmasıdır. Böyle bir durum ortaya çıktığında bankanın ilave ödünç fonları elde edebilme şansı oldukça azalacaktır. Zaten büyük bankaların daha küçük bankalara kıyasla daha düşük getirili borçlanma enstrumanları satabilmelerinin altında yatan da risklilik derecelerinin daha az olarak kabul edilmesidir. Bir bankanın pasiflerini pazarlayabilmesi aynı zamanda piyasa koşullarına ve piyasanın oranlarını ödeme konusundaki eğilimine bağlıdır. Bankaların ödünç alınan fonlara daha fazla oranlar ödemeleri ancak bu fonların marjinal maliyetleri ile bu fonlar ile verilecek kredilerin oranları arasında yeterli bir spredi koruyabilmelerine bağlıdır.

 

Likidite yönetimi bankanın yönetiminin en önemli unsurlarından biridir. Likidite bir bankanın, minimum zarar ile muhtemel mevduat çekilmelerini ödeyebilme ve aynı zamanda piyasanın kredi ihtiyacını karşılayabilme gücüdür.[9]

 

Likiditeyi oluşturan unsurlar dört gruba ayrılarak incelenebilir:

 

  1. Nakit para, mevduata dayanan (merkez bankasındaki serbest tevdiat, devlet tahvilleri gibi) hemen nakde dönüştürülebilen varlıklar.
  2. Küçük bir zarar riskiyle hemen nakde dönüştürülebilen (satılabilen) varlıklar.
  3. Bankanın devam eden faaliyetlerinden beklenen nakit girişi
  4. Bankanın ek borçlanma kabiliyeti (ya da miktarı)

 

Kuşkusuz bir bankanın ana likidite kaynağı topladığı fonlardır. Bankadan yapılan çekilişler yeni mevduatlarla dengelenecektir. Bununla birlikte bazen, çekilişlere göre yeni mevduatlar daha az olabilir. Bankanın bu olası durumu karşılaması gerekir. Ayrıca, banka önlerine fırsat çıktığında yeni krediler verebilmelidir. Ödünçler bankacılığın özünü oluşturduğundan kredi fırsatlarını kaçırmamalıdır. Ne var ki eğer fonu yoksa banka kredi veremeyecektir.

 

Şimdi bankanın bu likidite gereksinimlerini karşılayabilmesindeki çeşitli yolları görelim. Bunun için aşağıdaki bilançoyu ele alalım.

Aktifler                                             Banka                                     Pasifler ve Net Değer

 Karşılıklar                                                                                      Mevduatlar

Ödünçler ve Yatırımlar                                                                      Paylar

 

İster mevduatlarındaki düşüşten ister kredi miktarındaki artıştan kaynaklanan bir likidite talebi olsun, bu durumun dengelenmesi için bankanın bilançosunda değişiklik olması gerekir.

 

Bilindiği gibi bankaların ayırmak zorunda olduğu karşılıklar ve ellerinde fazla rezervler vardır. bankaların ellerindeki aşırı rezervlerin fırsat maliyeti çok yüksektir. Diğer aktiflerden farklı olarak fazla rezervler faiz geliri sağlamazlar. Bu nedenle, gerçekte, bankalar fazla rezervlerini mümkün olduğunca minimum düzeyde tutmaya çalışırlar.

 

Aşırı rezervleri bir yana bıraktığımızda bankanın likidite bulmasının iki yolu vardır:

 

  • Bankalar ya mevcut aktiflerini satarlar (bu yaklaşıma aktif yönetimi denir) Buna menkul değerler cüzdanı yönetimi de denir. Yani likit aktiflerle, yüksek getirili aktifler arasında iyi bir kombinasyon kurabilmektir.

 

  • Ya da gereksinim duyduğu parayı ödünç alırlar (pasif yönetimi).

2.2. LİKİDİTE RİSKİNE KARŞI AKTİF YÖNETİMİ

 

Bazı küçük bankaların iyi ödünç fırsatlarına göre aşırı fonları vardır. Bu bankalar bu fonlarını bazı gelir getiren aktiflere yatırmak gereksinimini duyarlar. Onlar için aktif yönetimi doğaldır. Onların yapmak gereksinimini duydukları şey kendilerine likiditeyi sağlayacak şekilde aktif karmasını oluşturmaktadır.

 

Devletin menkul kıymetleri kredi riski taşımamaktadır ve pazarlanmaları kolaydır. Devlete ait menkul kıymetlerin dezavantajları da vardır. Bunların satışında bir işlem maliyeti sözkonusudur. Muhtemelen bir sermaye kaybıyla karşılaşılması mümkün olabilir. Örneğin eğer faiz oranları yükseliyorsa ve bankaların elinde bütün menkul kıymetler varsa, bunların satışı durumunda banka bir kayıpla karşılaşacaktır. Bu dezavantajları hafifletmek için bankalar ellerinde vadeli menkul kıymetler tutmak ve fona gereksinim duyduğunda bunları satmak yerine repo yapmalıdır. Bu şekilde işlem maliyetleri daha düşük olacaktır ve banka hesaplarında herhangi bir kayıp gözükmeyecektir.

 

2.3. LİKİDİTE RİSKİNE KARŞI PASİF YÖNETİMİ

 

Genellikle büyük bankaların para piyasasından ödünç alarak kapatabilecekleri fon açıkları olabilir. Bu nedenle büyük bankalar için küçük bankaların yaptığı gibi aktif yönetimiyle likidite sağlamanın önemi yoktur. Eğer büyük bankalar mevduat çıkışlarıyla ya da yeni ödünç talepleriyle karşılaşırlarsa, onlar için en doğal yol doğrudan para piyasasına gitmeleri ve gerekli fonları doğrudan ödünç almalarıdır.

 

Bu noktada sorun hangi biçimde ödünç alınacağıdır. Burada temel seçim, bir gecelik fonlarla uzun vadeli fonlar arasında yapılacaktır. Bu seçimler bir gecelik ödünç opsiyonları, broker piyasasında diğer büyük bankalardan fon satın alımlarını, Euro piyasasından brokerler aracılığıyla ödünç alınan bir gecelik eurodolarları, dealerlar aracılığıyla kamu menkul kıymetlerinin kamu menkul kıymetler piyasasındaki repolarını kapsamaktadır.

 

Uzun vadeli ödünç alma opsiyonları mevduat sertifikalarının satışını içerir (büyük bankalar genellikle mevduat sertifikalarını birbirlerine doğrudan plase etmektedir). Holdinglerin ister doğrudan ister dolaylı olarak dealerlar aracılığıyla sattıkları finansman bonolarına sahip olunması, genellikle dealer aracılığıyla akseptans satışı ve europara brokerları aracılığıyla vadeli eurodolar ödünç alımları dahildir.

 

Bu opsiyonlar arasındaki seçimde en önemli unsur maliyetlerdir. Bir gecelik fonlar vadeli fonlardan daha az pahalıdır. Bununla birlikte maliyet her şey demek değildir.

 

Pasif yönetimi aracılığıyla bir banka için likiditenin sağlanmasında ilk düşünce, daima ödünç alabilme iktidarında olunmasıdır. Ödünç alabilmek için, banka her şeyin üstünde piyasanın güvenini sağlamalıdır. Bir çok para piyasası ödünç alımları güvencesizdir. Yalnızca repolar tam olarak teminata bağlanabilir.

 

2.4. LİKİDİTE KARLILIK İLİŞKİSİ

 

Tablo 1’de gösterilen bilançoda verilen aktif ve pasif dağılımlarının banka muhasebesinde kullanılması pek geleneksel değildir. Likidite yönetimi planlamasına yardımcı olmak üzere bilançonun unsurlarını gösterme amacıyla yapılmış fonksiyonel bir ayırımdır. Her bankanın kasasındaki paradan ve eğer üye bankaysa Federal reserv’e yatırılmış paradan oluşan nakdi varlıkları vardır. Ayrıca likidite planlaması amacıyla kayıtlarının ayrı tutulması gereken belirli likit varlıkları da elinde bulundurur. Kısa vadeli, kıymetli, pazarlanabilir menkul değerlerle, muhtemelen bazı kredi türlerini içeren bu likidite hesabı banka fonlarının yönetiminde hayati bir öneme sahiptir. Uzun vadeli portföy yatırımları bilanço için gerekli bölüm olup kredi ve iskontolar aslan payını alırlar. Basitlik sağlayabilmek için diğer aktif sınıfları ihmal edilmiştir.

 

Tablo1: Ticari Bankaların Aktif ve Pasiflerinin Yaklaşık Yüzdesel Dağılımı
AKTİFLER PASİFLER
Nakit Varlıklar % 13 Vadesiz Mevduatlar % 33
Likit Varlıklar % 14 Vadeli Mevduatlar % 42
Yatırımlar % 16 Para Piyasası Mevduatları ve Yükümlülükleri (Pazarlığa Tabi Mevduat Sertifikaları Dahil) % 14
Kredi ve İskontolar % 52 Diğer Pasifler % 3
Diğer Bütün Aktifler % 5 Sermaye % 8

 

Bilançonun diğer tarafını da benzer şekilde sınırlamak yararlıdır. Geniş kavramsal gruplamalar vadesiz mevduatlar, vadeli mevduatlar, para piyasası mevduatları ve yükümlülükleri, sermaye hesapları başlıkları altında gerçekleştirilir. Diğer pasifler de, aktifler gibi gözardı edilmiştir.

 

Çeşitli aktiflerdeki fonlar çalıştırılmaya başlandığında, bankanın gözönünde tutması gereken bazı soyut faktörler vardır. genel risk, aktiflerin gücü, banka defterlerindeki pasiflerin güvenirliği ve hareketliliği gözönüne alınarak değerlenebilir. Kuşkusuz bankanın sermayesinin güçlülüğü de bir faktördür. Bunlar banka yönetiminin riske ilişkin eğilimleridir. Bankalar bu bakımdan birbirlerinden farklı davranırlar. Kuşkusuz riskle başedebilmeleri bakımından da farklıdırlar. Bir yönetim grubu tüketici kredileri veya ticari bakımından güçlü olabileceği gibi, yalnızca yatırım yönetimi açısından da güçlü olabilir.

 

Sonuç olarak, ticari bir bankanın topluma ve müşterilerine karşı olan en önemli yükümlülüğünün, kapasitesinin elverdiği sınıra kadar yasal kredi taleplerini karşılamak olduğu kabul edilmelidir. Son yıllarda ticari bankalarla diğer finansal kurumlar arasındaki fonksiyonel farklılıklar gittikçe daha bulanık hale gelmiştir. Bu trend muhtemelen gelecekte de devam edecektir. Bununla birlikte, kurumla arasındaki sınırlar kalkana kadar ticari bankacılık, faaliyetleri yarar sağlayıcı özel bir işletme olmaya devam edecektir. Dahası bankalar politik açıdan eleştiriye açık gruplardır. Toplumun kredi ihtiyaçlarını karşılamada karşılaşabilecek bir başarısızlık, bu başarısızlığı yaratan yasal düzenlemelerin değiştirilmesini getirir.

2.5. LİKİDİTE YATIRIM İLİŞKİSİ

 

Eğer bankaların diğer işlere göre, kredilere öncelik vermesi gerektiğini kabul ediyorsak, kredi imkanlarının bittiği yerde karlılığa katkıda bulunmak üzere eldeki fonların bir tali fonksiyon olarak uzun vadeli yatırımlarda kullanılmasını uygun görürüz. Nakit rezervleri, likidite ve kredi talepleri için ihtiyaç karşılandıktan sonra, banka arta kalan fonları bir gelir artışı sağlamak üzere uygun bir yatırım hesabına yatırmalıdır. Kuşkusuz yatırım için de minimum düzeyde bir ihtiyacın karşılanması gerekir. Kamu fonları veya diğer amaçlar için teminat olarak ayrılacak paranın miktarı çok iyi düşünülmelidir. Yatırım camiası da, defterlerinde minimum düzeyde devlet tahvili gözükmeyen bankaların hisse senetlerine olumlu gözle bakmaz. Öte yandan bilançosundaki bazı alanlarda büyük açıkları olan (sözgelimi çok riskli kredilerinin hacmi hayli büyük olan) bankalar, toplam risk yüklerini dengeleyebilmek için bir miktar devlet tahvili almak isteyebilir. Bununla birlikte minimumun ötesinde, yasal ve karlı kredi talepleri karşılandıktan sonra artan fonların kullanımı için kısa vadeli senetli borçları dikkate almak yerinde olur.

 

Yatırım hesabı, likidite hesaplarında dayanılacak son nokta olarak kullanılabilmesine rağmen esas fonksiyonu gelir getirmektir. Yatırım hesabındaki uzunca vadeli menkul kıymetler satılabilir ve sağlanan hasılat kredi vermede ya da mevduat hesaplarının kapatılmasında kullanılabilir. Bununla birlikte, likidite baskısının özellikle tahvil fiyatlarının en düşük olduğu zaman artması muhtemeldir, bu bakımdan likidite sağlamak üzere yatırım hesabının kullanılması aktifler üzerinden zarar edilmesine sebep olabilir. Yatırım hesabının bu biçimde kullanılması oldukça pahalı olmakla birlikte, likidite hesabındaki yanlış hesaplamaları karşılamak üzere kullanılmalıdır.

 

Yatırım hesabının tersine, likidite hesabının da esas fonksiyonu likidite yaratmaktır. Yardımcı fonksiyonu gelir yaratmak olabilir. Bununla birlikte likidite hesabının gelirleri arttırması yönünde çok ileri gitmek, vadeleri çok kısa bile olsa, çok riskli varlıklar almayı gerektirebilir ki, piyasanın düşük olduğu zamanlarda bunları satmak zarar doğurabilir.

 

Bankanın likidite ihtiyaçlarını karşılamak üzere planlama yapmak, bilançodaki birbirine bağımlı çeşitli faktörlerdeki değişmeleri düzenlemeyi ve bu düzenlemeleri yeterli likidite ve emniyeti sağlayacak, aynı zamanda belirli bir dönem içindeki kar akışlarını optimize edecek biçimde planlamayı gerektirir.


3. BÖLÜM

LİKİDİTE YÖNETİMİNİN BOYUTLARI

 3.1. NE KADAR LİKİDİTE ?

 

Niye bir bankanın likidite gereksinimi vardır? Aktif ve pasifler (mevduatlar veya satın alınmış fonlar) kasden veya tesadüfen vadeleri açısından birbirlerini karşıladıkları sürece, likidite sorunu yoktur. Vadesi gelen bir aktif, genellikle vadesi gelen bir pasifin ödenmesi için gerekli fonu temin ediyor olarak düşünülür. Eurodolar piyasası vadelerin karşılaştırılması prensibine göre yönetilir. Bankaların çoğu, kısa ve uzun dönem vadeleri aynı sınıfa düşen aktif ve pasiflerini birbiriyle karşılaştırmaya çalışmaktadırlar. Vadeleri karşılaştırma, faizleri sabitleştirmeye ve kazançları kararlı bir hale getirmeye yardımcı olabilir. Bununla birlikte ticari bir banka vadeleri karşılaştırma bakımından bazı sınırlamalarla karşı karşıyadır ve bilançosunda daima karşılaştırılamamış (büyük) bir bölüm vardır.

 

Bankanın eğer mevduatları kararlı bir biçimde artıyorsa, kredi büyümesi önceden tahmin edilebiliyorsa ve bunlar artan mevduatlarla karşılanabiliyorsa, herhangi bir likiditeye ihtiyacı olmayacaktır. Bununla birlikte hem mevduatlar, hem de kredi konjonktürel, mevsimsel, keyfi dalgalanmalara ve uzun vadeli değişmelere konudur. Bankaların çoğu için uzun vadeli trendler nispeten durağandır, banka bu dönem içersinde yılda % x büyüyecektir. Bu büyüme oranı, topluma yeni bir işin ilavesi (ya da kaldırılması ile) önemli ölçüde değişebilir. Ülke çapındaki enflasyon oranı gibi değişiklikler de bankanın büyüme oranını etkileyebilir.

3.1.1. Konjonktürel ve Mevsimlerin Likiditeye Etkisi

Konjonktürel dalgalanmalar her bankayı farklı biçimde etkiler. Fakat kredileri ve mevduatları konjonktür boyunca sistematik bir değişime tabi olmayan banka pek nadirdir. Keza bankaların çoğunda kredi ve mevduatların mevsimsel değişim örnekleri tanımlanabilir, bunlar her yılı aynı zamanında aynı yüzdeyle artma ya da azalma gösterebilir. Konjonktürel trendler daha büyükçe bankalar için önemliyken, mevsimsel trendler küçük bankalar için sorun yaratır. Nihayet, bütün bankaların kredi ve mevduatları oldukça önemli boyutlardaki günlük tesadüfi dalgalanmalara da konudur. Yönetimin bankanın likidite ihtiyaçlarını yeterli bir biçimde karşılanmasını planlamadan önce, bu konjonktürel ve mevsimsel dalgalanmaların banka kredilerini ve mevduatlarını nasıl etkileyeceğini bilmek ve anlamak çok önemlidir.

 

Bu trendlerin bir bankayı nasıl etkilediğini anlayabilmenin yolları:

  • Grafikleri kullanmak : Değişim oranlarını gösteren yarılogaritmik grafikler
  • Tablolar kullanmak
  • Hazır paket bilgisayar programları
  • Aylar itibariyle muhtelif yılların verilerinin birbiri üzerine çizildiği bir grafik de mevsimsel davranış modellerinin büyüklüğünü ve zamanlamasını göstermek bakımından çok yararlıdır.
  • Kredi ve mevduatlardaki konjonktürel değişmelerin boyutunu tahmin etmede benzer bir başka teknik de kullanılabilir. Bu tekniğe göre konjonktürün en düşük noktası, yatay eksen üzerindeki aynı noktaya işaretlenir, daha sonra muhtelif dönemlerdeki değişim miktarları kolayca izlenebilir. Paralel bir yaklaşım konjonktürün en yüksek olduğu noktalardaki davranışı analiz etmek için kullanılabilir.
  • Büyüme trendlerinin ne olduğunu açıkça tanımlamak ve konjonktürün düşük ve yüksek olduğu zamanlardaki kredi ve mevduat deneyimlerini göstermek üzere, çeşitli yılları içeren bir dönemi kapsayan grafikler de hazırlanabilir. Bu grafiklerin yeterli olabilmesi için en az iki tam konjonktür devresi kapsanmalıdır.
  • Özellikle küçük bankalar için, pek çok amaç açısından aylık bilgiler yeterlidir. Büyük bankalar ise bilgileri daha sık aralıklarla grafiklere dökmek isteyeceklerdir. Bir günün sonuçları yanıltıcı olabileceğinden günlük rakamların ortalamaları kullanılmalıdır.
  • Yönetim mevduatların, kredilerin, yatırımların ve likit varlıkların davranış modelini anlamaya çalışmaktadır. Bu nedenle bu dört sınıf, grafiği çıkarılması gereken bir minimum oluşturur.

3.1.2. Kredilerin ve Mevduatların Analizi

Teknik ne olursa olsun amaç mevduat ve kredi trendlerinin taşıdığı çeşitli faktörlerin önemini değerlemektir. Örneğin mevduatlardaki mevsimsel dalgalanmalar küçük bankalarda ve zırai bölgelerde çok önemlidir. Mevduatlar her yılın aynı zamanında % 10, % 20 hatta ortalamadan çok daha fazla değişebilir. Büyük ya da özellikle aktif ya da hareketli olacağı düşünülen hesaplara özel bir dikkat sarfedilmelidir. Örneğin kamu mevduatları, mevduat türleri ve yatırılmış fonların bankadaki muhtemel durma süresi itibariyle özel inceleme gerektirir. Çeşitli türdeki kamu mevduatları, birbirinden çok farklı davranış biçimleri gösterir. Eğer bunlar banka için önemliyse, çok daha yakından analiz edilmeleri gerekir.

 

Vadeli ve vadesiz mevduatlar da, mevduatın türüne bağlı olarak farklı bir karakter gösterir. Örneğin tasarruf mevduatlarındaki mevsimsel değişmeler, genellikle gayet açık bir biçimde bellidir. Bunlar, vergi ödeme zamanı gibi belli tarihlerde düşme eğilimi gösterirler. Yönetim bu eğilimlerin ne olduğunu bilmek zorundadır. Özel sorunlar, özel itinayla ele alınmalıdır. Sözgelimi eğere bir banka büyük çapta pazarlığa tabi mevduat sertifikaları ile uğraşıyorsa, bunlara özel önem vermelidir.

 

Kredilerin mevsimsel ve konjonktürel dalgalanmaları bankalar arasında büyük çapta değişmekle birlikte çok önemli olabilir. Taahhütleri ve kredilerin kullanılmamış sınırlarını izlemek, gelecekteki kredi genişlemesini tahmine yardımcı olabilir. Yönetim çeşitli koşullar altında hangi sınırlara kadar kredilerin kullanılacağını bilmelidir.

3.1.3. Likidite İhtiyaçlarını Tahmin

Grafikler ve temel bilgiler, kredilerin ve mevduatların farklı koşullar altında nasıl davranacağının anlaşılması konusunda mümkün en iyi esası oluşturduktan sonra; oldukça basit bir işlemle, kredilerdeki ve mevduatlardaki bu dalgalanmaları karşılamak üzere gerekli oluşabilecek likidite hacmi tahmin edilebilir. Bu işlem Mevduat grafiğinin en düşük noktalarından bir doğru geçirmektir. Böylece banka mevduatlarının büyümesinin somut biçimde görülebilmesini sağlar. Bu büyümenin gelecekte de devam edeceği varsayımıyla mevduatların temel trendin üzerinde ne kadar dalgalanacağını gösterir. Ayrıca belirli bir zamanda mevduata trendinden ne kadar uzakta olunduğu da görülür. Grafiğe bakmak suretiyle bankacı, mevduatların trende göre olması gereken düzeyiyle fiilen olduğu düzey arasındaki farkı hemen görebilir. Eğer her zaman, bu farka eşit bir meblağ elde tutulacaksa mevduatlardaki dalgalanmaları karşılayacak kadar likidite sağlanmalıdır.

 

Kuşkusuz böyle bir yaklaşımda önemli ölçüde varsayımda bulunmak ve yargı kullanmak gerekir. Örneğin 1960’lardan sonra artan enflasyon nedeniyle grafik gösterimlerdeki banka büyüme oranı büyük ölçüde artmıştır. Bankacıların 1970’li yıllarda, 1960’ların ortalarına nazaran çok daha hızlı bir büyüme oranı hesaplamaları muhakkaktı. Ne var ki, enflasyon düşerse, banka büyüme oranları da yavaşlayacaktır. Bu tür değişiklikler bankanın geleceğini kaçınılmaz olarak etkileyecek ve bu etkiler anında grafiklerden gözlenemeyecektir. Yargısal kararların bankaların likidite ihtiyaçlarının analizinde niçin bu denli önemli olduğunun cevabı buradadır.

 

Aynı probleme bir başka yaklaşım da bankacı bütün gerçekleri gözönünde bulundurarak belirli bir dönem içersinde, sözgelimi gelecek 12 aylık dönem içinde herhangi bir zamanda, mevduatların düşebileceği en düşük nokta (taban) konusunda bir yargı sahibi olur. Bu yargıya ulaşma, bir önceki yaklaşım kadar kolay değildir. Eğer yönetim sürekli olarak ileriye dönük tahminlerini gözden geçiriyor ve güncelleştiriyorsa, gelecek 12 ay elde tutulması beklenen şeyler de kaçınılmaz olarak gözden geçirilir. Gelecek 12 ay boyunca gerçekleşmesi beklenen minimum düzeyler, yukarıya veya aşağıya doğru gözden geçirilecek ve grafikteki görünüm merdivene benzeyecektir.

 

Her iki teknik de, kredi tavanı tahmin etmede kullanılabilir. Eğer merdiven yaklaşımı kullanılacaksa bankacı, gelecek 12 ay içinde kredilerinin ulaşacağını beklediği an yüksek noktayı tahmin eder. Grafikte kredi düzeyinin üzerindeki basamaklar mevduatların altındaki tabana benzer. Krediler, 12 aylık bir dönem içinde herhangi bir an, tahmini kredi tavanına erişebileceğinden, banka kredilerin fiili düzeyiyle tavan arasındaki farka eşit likiditeye sahip olduğundan emin olarak kredi talebini karşılamaya hazırlıklı olmalıdır.

 

Tahmini mevduat likidite ihtiyacıyla, tahmini kredi likidite ihtiyacını birbirine eklemek, çoğu banka için toplam likidite ihtiyacı için iyi bir yaklaşım sağlar.

 

Kredi ve mevduatlar için likidite ihtiyacı tahmin edilirken, çeşitli uyarılar akılda bulundurulmalıdır:

  1. Mevduatların taban doğru düşmesi halinde kullanılacak yedekler hesaba alınmalıdır. Örneğin, banka mevduatlarından 10 milyon dolar kaybedecekse ve bunun için ortalama % 10 yedek ayırdıysa likit olarak 9 milyon dolar bulmalıdır. Zira mevduat çekilişinin 1 milyon doları yedeklerin çözülmesinden karşılanacaktır.
  2. Eğer yedek koşullarının değişmesi muhtemelse, bunun için de bir karşılık ayrılabilir.,
  3. İhtiyatlı bir bankacı, gelecekteki iyi bir yatırım fırsatını değerlendirebilmek için ilave küçük bir likiditeyi de gözönünde bulundurmak isteyebilir.
  4. Eğer banka kuvvetli mevsimsel dalgalanmalara tabiyse, ve eğer kredilerdeki mevsimsel yükseliş, mevduatlardaki mevsimsel düşüşle aynı zamana denk gelmiyorsa, aradaki fark nedeniyle mevduatlarla krediler birbirlerinin yarattığı likidite ihtiyaçlarını belli bir dereceye kadar karşılayacaklardır. Likidite ihtiyacı bu fark kadar düzeltilebilir.
  5. Üst kademe yöneticilerinin likidite hakkında, genellikle de bazı formüllere dayandırılmış değişmez fikirleri olabilir. Planlama yapılırken bu fikirler de gözönünde bulundurulmalıdır.

 

İhtiyaç duyulan likidite miktarının, mevduat ve kredilerin günlük düzeyine göre değiştiğine dikkat ediniz. Kredilerin düşük, mevduatların yüksek olduğu mevsimsel ve konjonktürel dalgalanmalarda, likidite ihtiyacı en yüksektir. Zira bu likidite, dalganın seyri itibariyle hemen gelecek olan mevduatlardaki düşüşü ve kredilerdeki beklenen büyümeyi karşılamak üzere kullanılacaktır. Tersine olarak da, kredilerin en yüksek, mevduatların en düşük olduğu konjonktürel dalgaların maksimum olduğu düzeylerde, likidite ihtiyaçları minimumdadır.

Yeterli likiditeyi sağlamadaki mükemmeliyet, mevduat ve kredilerdeki dalgalanmaları kapsayacak likiditeye sahip olmayı gerektirir. Likiditedeki fazlalık, kazanç potansiyelleri kullanılamayan atıl fonlar nedeniyle karları düşürür. Likiditedeki kıtlık ise, uygun olmayan zamanlarda çok pahalı önlemlerin alınmasını zorlar. Fakat kuşkusuz uygulamada tam bir mükemmeliyetin sağlanması ise mümkün değildir.

3.2. HANGİ AKTİFLERE ?

 

Likidite ihtiyacını karşılayacak en aşikar kaynak nakit varlıklardır. Ancak bu şekilde düşünmek yanlıştır. Bankalar nakit varlıklarını minimumda tutmak için her zaman, her türlü mazerete sahiptirler. Tedavüldeki kağıt ya da bozuk paralar yalnızca bir güven sorunu olup, hiçbir şey kazandırmazlar. Federal rezerv’deki fazla rezerv mevduatlarda bankanın kazançları açısından hiçbir şey ifade etmezler ve gerçekte bazı şeyleri Federal Reserv için karmaşıklaştırırlar. Muhabir bankalardaki mevduatlar mantıksal olarak, kendilerinden sağlanan hizmetlere uygun bir düzeyde tutulmalıdır. Bu nedenle nakit varlıklar, en uygun alt düzeyde tutulacak olursa, likidite ihtiyacını pek az karşılar.

 

Pek çok analist, geri dönen kredileri bir likidite kaynağı olarak görür. Bir nakit akışı kaynağı olduklarından, bir anlamda likidite kaynağıdırlar. Tahsil edilen kredilerle sağlanan para, yeni krediler vermek için olabileceği gibi, başka amaçlarla da kullanılabileceğinden, bir likidite imkanı olarak sayılabilirler. Analizimizde kredilerdeki net artış bir likidite kullanımı olarak sayılmaktadır. Ancak kredi geri ödemelerini net kredi büyümelerini karşılama aracı olarak düşünmek mantıklı değildir.

3.2.1. Likidite Hesabı

Likidite hesabı, aktif likiditesinin gerçek kaynağıdır. Muhasebedeki likidite amaçlı yatırım hesaplarından ayrı tutulmalı ve çok dikkatli bir biçimde tanımlanmalıdır. Likidite hesabının fonksiyonu, kredi talebindeki artışları veya mevduat azalmalarını çok az bir kayıpla veya hiç zararsız karşılamak ve olabildiğince çabuk fon temin etmektir. Bu hesap, likidite amacıyla elde tutulan ve kullanılan hemen pazarlanabilir, kısa vadeli, devir oranı yüksek aktiflerden oluşur. Bazı bankalar pazarlanmayan ancak vadeleri çok yakın menkul değerlerei de likidite hesabına sokar. Bu hesabın fonksiyonel kriterini karşılayan krediler de hesaba katılır. Örneğin, minimum müşteri ilişkisi olan ve pazarlanabilir bazlar gibi işlem gören para piyasası kredileri de likidite hesabına sokulur.

 

Likidite hesabındaki vadeler genellikle bir veya iki yıllık süreyle sınırlıdır. Yatırım hesabıyla likidite hesabı arasında bir çizgi çizmek kuşkusuz keyfi bir olaydır. Kavramsal olarak likidite hesabına sokulan daha uzun vadeli aktiflerin, piyasa dalgalanmalarına hassasiyetleri arttıkça, likidite temini için satılmaları halinde zarara uğrama riskleri de artar.

 

3.2.2. Likiditenin İhtiyaçlarla Karşılaştırılması

Kredi ve mevduatların grafiği çizilerek ve kredi tavanı ile mevduat tabanı tahmin edilerek belirlenen likidite ihtiyacı, likidite hesabında hali hazırda tutulan aktiflerle karşılaştırılmalıdır. Kuşkusuz ki amaç, ancak tahmini likidite gereksinimi karşılamaya yetecek miktarda kısa vadeli aktifi elde tutmaktır. Eğer dikkatli bir analizden sonra, bankanın ihtiyaç duyulandan daha fazla likit varlık elinde tuttuğu sonucuna varılırsa, çözüm, daha yüksek getiri elde edebilmek üzere daha uzun vadeli yatırımlarda bulunmaktır. Bunun tersine, eğer likit varlık hacminin tahmini ihtiyaçları karşılamaya yetmediği anlaşılırsa, banka ya uzun vadeli aktiflerini satarak ilave likit varlıklar satın almalı veya likidite ihtiyacı yükseldiğinde satın aldığı fonları nasıl kullanacağını belirleyen özel planlar yapmalıdır. (Pasif Yönetimi)

 

Eğer banka büyük ölçüde pasif yönetimine güveniyorsa pek çok büyük banka gibi, aktif yönetiminde anlatılana benzer bir teknik kullanılabilir. Yukarıda anlatılan aktif likidite yönetimine paralel bir teknik, kredi tavanı ve mevduat tabanına benzer biçimde toplam cari borçlanma kapasitesini tahmin etmektir. Bu borçlanma kapasitesi, borçların cari düzeyine karşı bir biçimde gösterilip, bu ikisi karşılaştırılabilir. Eğer borçlar, borçlanma kapasitesinin en iyi tahminlerinin altındaysa (banka hakkında kötü haberler sözkonusuysa, borçlanma kapasitesinin düşebileceği akılda tutulmalıdır.) bu borçlanma kapasitesinin kullanılmayan kısmı, likidite olarak düşünülebilir. Tersine eğer banka hali hazırda, koşullar kötüleştiğinde piyasanın izin verebileceğinden ötede borçlanmışsa, borçlarda düşme sözkonusu olduğunda bunu karşılamak üzere her hangi bir biçimde bunu yeterli likidite sağlayabilmek için bir karşılık ayrılmalıdır.

 

3.3. NE ZAMAN?

3.3.1. Konjonktürel Düşüş

Konjonktürün en düşük olduğu noktada (iki dalga arası) Federal Reserv Sistemi para arzını arttırarak ekonomiyi canlandırmaya çalıştığından para politikasının en rahat olduğu zamandır. Faiz oranları en düşük ya da en düşüğe yakın yerde olup, tahvil fiyatları de en yükseğe yakındır. Bu durumda banka likit varlıklarını en yüksek düzeyde, vadelerini de mümkün olduğunca kısa tutmalıdır. Satın alınmış fonlar en düşük düzeyde olmalı ve bir müddet bu düzeylerini korumalıdır.

3.3.2. Genişleme

Konjonktürün genişleme döneminde, ekonomideki durgunluğun açıkça geçmesinden sonra, para politikası tekrar sıkışmaya başlayacaktır. Kredi talebi çok yavaş düşeceğinden, hala kredi büyümesi için bir miktar likiditeye ihtiyaç olacaktır. Bu dönemde banka gelecek canlılık dönemi için yeterli olacağı düşünülen düzeyleri belirlemeye başlamalı, borçlarının vadelerini uzatmalıdır. Bu işlem, bankanın bugünün faiziyle para toplayıp, yarının yüksek faizleriyle kredi dağıtmasını sağlar. Vadeleri uzatmaya ne zaman başlanacağı sorusuna cevap vermek zordur. Her genişlemeyle zaman değişir. İdeal zaman, kısa vadeli faizlerin dik bir biçimde yükselmeye başlamasından altı ay ila bir yıl öncesi arasında değişir. Banka eğer erken davranırsa, uzun vadeli mevduat sertifikaları için ödenene primler karı fazlasıyla yer. Eğer çok beklerse, başkaları da aynı fikre yapılır ve mevduat sertifikalarının faiz oranı süratle yükselir. Ortalama olarak, 1960’dan bu yana uzatmanın en iyi zamanı, konjonktürün en düşük olduğu zamandan bir iki yıl sonradır.

3.3.3. Tepe Noktası

Borçların uzatılması kararı tedrici bir biçimde planlanmış ve uzun vadeli borçları daha önce kararlaştırılmış bir toplama eriştirmek üzere kasten yavaşlatılmış bir programa göre uygulamak lazımdır. Daha sonra bu uzun vadeli borç düzeyi işletme konjonktürünün en yüksek olduğu dönem açıkça bitene kadar sürdürülmelidir. Ancak banka çok uzun süre beklememelidir. Borçların daraltılmaya başlama zamanı konjonktürün tepe noktasına ulaşılmadan önceki altı aydan, en çok bir yıldan fazla değildir. Bu dönem konjonktürün, pasif yönetimi için en canlı dönemidir. Zira faiz oranlarındaki düşüş; daha önceki tırmanıştan çok daha hızlı hareket dere. Çabuk hareket etmek, aktifleri yüksek faiz oranlarıyla sürdürmek zorunda kalmak ve kısa vadeli borçlarla çalışmak, hareketli dönem boyunca borçları daraltmaya uğraşmaktan ve kredilerin faiz oranları süratle düşerken ödenmemiş uzun vadeli mevduat sertifikalarıyla engellenmekten çok daha iyidir.

 

Para politikasının en sıkı zamanı olduğu ve bu nedenle bankaların likiditelerinin geniş ölçüde azaldığını bilmek önemlidir. Bu dönemde aktif vadeleri, iyi getirilerini sabitleştirmek için olabildiğince uzatılmalı, zaten kısaltılmış pasif vadeleri de bir müddet kısa tutulmalıdır.

3.3.4. Daralma

Konjonktürün daralma dönemleri pek nadir beklenildiği kadar uzun sürer. Bu dönemde para politikası rahatlamaya faiz oranları, genişleme dönemlerindeki yükselmelerinden daha hızlı bir biçimde düşmeye başlar. Bu dönemde banka yeniden likidite yaratmaya başlamak zorundadır. Ancak bu işlem zorla ve telaşla değil, düşünülerek gerçekleştirilir. Aktif vadeleri, konjonktürün en düşük olduğu zamanda minimuma ineceği biçimde bir program uygulanarak kısaltılır. Bu kısaltma işinde, faiz oranları dalgalanmasındaki en düşük noktayı yakalamak ve en kısa vadeyi bu zamana denk düşürmek çok zordur. Fonların yönetimindeki en sık düşülen hata, her şeyi en doğru zamanda yapmaya çalışmaktır. Pek çok ufak hata yapmak, bir tane büyük hata yapmaktan çok daha iyidir. Borçların vadelerini uzatmadan önce biraz beklemek akıllıca olur. Kısaca, faiz oranı planlaması için en mükemmel zamanlamayı yakalamaya çalışmak bir hatadır. Hiç kimse çok büyük bir doğrulukla faiz haddi tahmin edemez. Bununla birlikte işlerin trendi ve faiz hadlerinin yönü, banka karlılığını minimum riskle arttırmaya hayli yardımcı olacak yeterli doğrulukla tahmin edilebilir. Likidite planlaması için bütün gerekli olan şey işlerin trendidir. Bu trend büyük oranda faiz hadlerindeki hareketleri ve likidite gereksinimlerini belirler. Bu nedenle eğer bir banka likidite gereksinimi için uygun bir hacim planlarsa; bu likiditenin elde edilmesi ve kullanımı, kar başarımı için otomatik olarak en uygun zamanda gerçekleşecektir.

 

KAYNAKLAR

BASIK, Feryal Orhon, Ticari Bankalarda Bütçeleme ve Maliyetleme, Yapı ve Kredi Bankası A.Ş, İktisadi Araştırma Müdürlüğü, No:7, İstanbul, 1988

BESSIS Joel, Risk Management in Banking , John Wiley Sons Ltd. WS-England, 1998

PARASIZ İlker, Para Banka ve Finansal Piyasalar, 5. Baskı, Ezgi Kitabevi Yayınları, 1994

CROSSE Howarad D., Banking Liquidity Revisited, The Bankers Magazine, Warren, Gorham and Lamont Inc., Boston, No: 158, Spring 1975

DÜRER, Dr. Salih, Türkiye’de Ticaret Bankalarının Sermaye Yapı ve Yeterliliği, Yapı ve Kredi Bankası A.Ş, İktisadi Araştırma Müdürlüğü, No:18, İstanbul, 1988

HASLEM John A., a.g.e. s.123, Bank Funds Management: Text and Readings, Reston Publishing Co.Inc., Reston-Virginia-1986

GÜMÜŞELİ Saniye, Döviz Kuru ve Faizi Oranı Risklerinden Korunma Teknikleri, Türkiye Bankalar Birliği Yayını No:179, Ankara, 1994

KILINÇ Gonca, Planlama, Uygulama, Kontrol Aktif Pasif Yönetimi, Bankacılar Dergisi, T.B.B. Yayını, Sayı 6, Ekim 1997

LUCKETT Dudley S., Approaches to Bank Liquidity Management, Economic Review, Federal Reserve Bank of Kansas City, March 1980

SEVAL Belkıs, Kredilendirme Süreci ve Kredi Yönetimi, Muhasebe Enstitüsü Yayın No: 59, İstanbul, 1990

 

T Arman.-Gürman TEVFİK, Bankalarda Finansal Yönetime Giriş, Türkiye Bankalar Birliği Yayını, İstanbul, 1997

[1] İlker PARASIZ, Para Banka ve Finansal Piyasalar, 5. Baskı, Ezgi Kitabevi Yayınları, 1994, s.157

[2] Arman T.-Gürman TEVFİK, Bankalarda Finansal Yönetime Giriş, Türkiye Bankalar Birliği Yayını, İstanbul, 1997, s.239.

[3] Joel BESSIS, Risk Management in Banking , John Wiley Sons Ltd. WS-England, 1998, s.7

[4] Belkıs SEVAL, Kredilendirme Süreci ve Kredi Yönetimi, Muhasebe Enstitüsü Yayın No: 59, İstanbul, 1990, s.38

[5] Saniye GÜMÜŞELİ, Döviz Kuru ve Faizi Oranı Risklerinden Korunma Teknikleri, Türkiye Bankalar Birliği Yayını No:179, Ankara, 1994, s, 93

[6] John A. HASLEM, Bank Funds Management: Text and Readings, Reston Publishing Co.Inc., Reston-Virginia-1986,s.123

[7] Howarad D. CROSSE, Banking Liquidity Revisited, The Bankers Magazine, Warren, Gorham and Lamont Inc., Boston, No: 158, Spring 1975, s.37-40

[8] Dudley S. LUCKETT, Approaches to Bank Liquidity Management, Economic Review, Federal Reserve Bank of Kansas City, March 1980, s.20

[9] Salih DÜRER, Türkiye’de Ticaret Bankalarının Sermaye Yapı ve Yeterliliği, Yapı ve Kredi bankası A.Ş, İktisadi Araştırma Müdürlüğü, No:18, İstanbul, 1988, s.104

Cevapla