Anasayfa » Yayınlarımız » Araştırma Raporları » Ekonomik Bütünleşmeler ve Nafta

Ekonomik Bütünleşmeler ve Nafta

HAZIRLAYAN

Dr. SELİM TEMURCİ

GİRİŞ

Dünyada ve Türkiye’de ekonomik gelişmeler baş döndürücü bir hızla devam etmektedir. Günümüzde artan dünya ticaret hacmi ve gittikçe şiddetlenen rekabet ile birlikte, şirketlerin pazar paylarını yükseltme çabaları hızla artmaktadır. Bu rekabet ortamında ayakta kalabilmek uluslararası alanda başarılı olmaya bağlıdır. Bu durumdan en az kayıpla çıkmayı hedefleyen sanayileşmiş ve yeni sanayileşen ülkeler ekonomik güvenliklerine daha fazla önem vermeye başlamışlardır. Yaşanan globalleşme sürecinde uluslararası ticarette mal, miktar kısıtlaması gibi engellerin azaldığı ve bölgesel entegrasyonların güçlendiği görülmektedir. Ülkelerin konumları gerek küresel bazdaki organizasyonlarda (Dünya Ticaret Örgütü) yer almak ve gerekse bölgesel oluşumlara (Avrupa Birliği ve Gümrük Birliği) katılmakla sürekli değişmektedir. Bu bağlamda Amerika kıtasında karşımıza çıkan en önemli ekonomik bütünleşme NAFTA’dır. Biz bu çalışmamızda ilk olarak ekonomik bütünleşmeler hakkında kısa bir değerlendirme yapacağız. Sonraki bölümde ise NAFTA ve gelişim süreci ele alınacaktır.

1.EKONOMİK BÜTÜNLEŞMELER

  1. yy’da hızla gelişen küreselleşme eğilimiyle, ülkeler bir yandan bu eğilimin beraberinde getirdiği yoğun rekabetten korunabilmek ve dünya ile bütünleşme sürecini hızlandırabilmek amacıyla çeşitli zamanlarda ekonomik bütünleşme sürecine girmişlerdir. Integratıon (entegrasyon, bütünleşme) kelimesi; birleşme, bir araya gelme ve parçaların bir bütün içinde toplanması anlamlarına gelmektedir.

Ekonomik bütünleşme, ulusal ekonomiler arasındaki bölünme ve parçalanma derecesini azaltmak amacıyla yapılan uğraşlar şeklinde tanımlanabilir. Karluk, ekonomik bütünleşmeleri “Birleşmeye giden ekonomilerde mal ve hizmet akımlarına serbesti sağlayıp, mal ve ticarete engel olan kısıtlamaların ortadan kaldırılarak bir ortak pazarın oluşturulmasıdır” şeklinde tanımlarken, Balassa “Bir süreç olarak, farklı ulusal devletlere ait ekonomik birimler arasındaki ayrımcılığı ortadan kaldırmaya yönelik önlemler alınması; bir durum olarak ise ulusal ekonomiler arasındaki çeşitli ayrımcılık türlerinin mevcut olmamasıdır” şeklinde tanımlamaktadır. En genel tanımlama ile ekonomik bütünleşme; birleşmeye giden ekonomilerde mal ve hizmet akımlarına serbesti sağlayıp, ticarete engel olan kısıtlamaları ortadan kaldırarak bir ortak pazar yaratmaktır. Böylece bütünleşme ile daha geniş bir pazara üretim yapmak ve büyük çapta üretimin sağlayacağı imkanlardan yararlanma fırsatı doğacaktır .

Ekonomistler tarafından ekonomik bütünleşmelerin tanımlamasında farklı açıklamalar olmakla birlikte üzerinde anlaşmaya varılan üç temel nokta şunlardır:

  • Ekonomik bütünleşme temelde iş bölümüne dayanır.
  • Bütünleşmenin ileri aşamasında malların, hizmetlerin ve üretim faktörlerinin serbestçe dolaşımı öngörülmektedir.
  • Ekonomik bütünleşme, mal ve hizmetler ile üretim faktörlerinin kaynağı ve gideceği yere göre ayrıcalıklı olmayan uygulama görmesini içerir.

Ekonomik bütünleşme teorisi, bir grup ülkenin aralarındaki ticareti serbestleştirici politikalar izlemelerini konu edinir. Ülkeler ekonomik bütünleşme akımlarına katılarak üretim kapasitelerini, kaynak verimliliklerini ve toplumsal refah düzeylerini arttırmayı amaçlarlar. Bu anlamda bütünleşmeler, siyasi bakımdan bağımsız ülkeleri ekonomik yönden birbirine daha bağımlı duruma getirmektedir. Sanayileşmiş ülkelerin, hızlı üretim artışına karşın iç ulusal piyasalarının yetersizliği, ekonomik birlikler oluşturularak piyasanın genişletilmesine yardımcı olurken, az gelişmiş ülkeler de iç piyasalarını birleştirmek yoluyla sanayileşme hızlarını yükseltmeye çalışmaktadırlar.

Geniş piyasa ve sanayileşme hızı kaynak verimliliğini yükseltir, içsel ve dışsal ölçekli ekonomileri sağlar, teknolojik gelişmeyi hızlandırır ve dış rekabeti arttırır. Ayrıca ekonomik bütünleşmeler ekonomik ve siyasal güçlerin bir araya getirilmesiyle bölge dışında kalanlara karşı daha büyük dayanışma sağlamak veya uluslararası politikada daha etkin rol oynamak gibi avantajlar sağlamaktadır .

Ekonomik bütünleşme sürecinin değişik aşamaları vardır. Bu sürece giren ekonomiler farklı aşamalarda ve farklı koşullarda gelişme göstermişlerdir. Ekonomik bütünleşme aşamaları şunlardır:

  • Ekonomik İşbirliği Antlaşması (Prefentıal Tradıng Agreements),
  • Serbest Ticaret Bölgeleri (Free Trade Association),
  • Gümrük Birliği (Customs Union),
  • Ortak Pazar (Common Market),
  • İktisadi Birlik (Economic Union),
  • Ekonomik ve Parasal Birlik (Economic and Monetary Union).

Bu aşamalar dışında bazı iktisatçılar, iktisadi birleşmeleri bütünleşme aşamalarında uygulanan politikalar bazında değerlendirip; ticaret bütünleşmesi, faktör bütünleşmesi, politika bütünleşmesi ve tam bütünleşme şeklinde ayrıma gitmişlerdir. Ticaret bütünleşmesi; serbest ticaret bölgelerinde olduğu gibi üyeler arasındaki ticaretin serbestleşmesini konu alır. Faktör bütünleşmesi; ticaret bütünleşmesinin bir ileri aşaması olup, üretim faktörlerinin de bütünleşme kapsamına alınmasını öngörür. Politika bütünleşmesinde; iktisadi birlik aşamasında olduğu gibi üye ülke ekonomileri tam olarak birleşirken, tam bütünleşme şeklinde; üyeler arasında ekonomik, sosyal ve parasal birlik tam olarak sağlanmaktadır.

Ekonomik bütünleşmeler uygulamada üç şekilde görülebilir. Bunlar:

  • Bir ülke sınırları içindeki farklı bölgelerin ekonomik bütünleşmesi,
  • Farklı ülkelerin bir bölge içinde birleşmelerini amaçlayan ekonomik bütünleşmeler,
  • Farklı bölgesel grupların birleşmesi ve tek bir ekonomik ve politik birim haline dönüşmesini amaçlayan “Dünya Bütünleşmesi”.

İkinci dünya savaşından sonra Avrupa’nın yeniden inşası için oluşturulan bir takım uluslararası ekonomik kuruluşlar, uluslararası ekonomik bütünleşmelerin ilk örnekleridir. Ekonomik bütünleşme şekilleri ve özellikleri aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

 

TABLO 1 : EKONOMİK BÜTÜNLEŞMELER VE  ÖZELLİKLERİ

Ekonomik Bütünleşme Şekilleri Üyeler Arası Serbest Ticaret Ortalama Gümrük Tarifesi Üretim Faktörlerinin Serbest Dolaşımı Ekonomi Politikalarında Uyum
Serbest Ticaret Bölgesi VAR YOK YOK YOK
Gümrük Birliği VAR VAR YOK YOK
Ortak Pazar VAR VAR VAR YOK
İktisadi Birlik VAR VAR VAR YOK
Ekonomik ve Parasal Birlik VAR VAR VAR VAR

 Kaynak: M. Hakan Yalçınkaya,”Avrupa Birliği ve Gümrük Birliği Sürecinde Türk Sanayinin Rekabet Gücü” Yönetim ve Ekomomi Dergisi, İ.İ.B.F. Yayınları, 1997, Sayı.3

2 – KUZEY AMERİKA SERBEST TİCARET ANLAŞMASI

(NORTH AMERICAN FREE TRADE AGREEMENT – NAFTA)

 Kuzey Amerika’da 1989 yılında Amerika ve Kanada arasında yürürlüğe giren Serbest Ticaret Anlaşmasından (FTA) sonra, Meksika’nın da bu oluşuma katılması ile birlikte Haziran 1991’de Kuzey Amerika Serbest Ticaret Bölgesi için çalışmalar başlatılmıştır.

Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA) 12 Ağustos 1992 yılında ABD, Kanada ve Meksika arasında imzalanmıştır. NAFTA, üye ülkelerden ABD’de 17 Kasım 1993’te Temsilciler Meclisi’nde onaylandıktan sonra Kanada ve Meksika Yasama Organlarınca da kabul edilerek, Ocak 1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

NAFTA, AB’den farklı olarak işçilerin serbest dolaşımını, politik ve ekonomik bütünleşmeyi içermeyen bir anlaşmadır.

NAFTA, üye ülkeler arasında tüm ticareti ve yatırımları sınırlayıcı engellerin GATT kuralları çerçevesinde ve belli bir geçiş süreci dahilinde kaldırılarak bölgede bir serbest ticaret alanı oluşturulmasını öngörmektedir. Bu çerçevede NAFTA’nın yürürlüğe girmesiyle, Amerika, Kanada ve Meksika arasındaki ticaret, hizmet sektörü ve yatırımlara ilişkin engellerin 5-10 yıllık süre içerisinde tümüyle ortadan kaldırılması beklenmektedir. Diğer taraftan, bu ülkeler, üçüncü ülkelerle olan ticaretlerinde kendi tarifelerini uygulamaktadırlar.

NAFTA, Avrupa Birliği’nden farklı olarak, işçilerin serbest dolaşım hakkını kapsamayan ve en önemlisi politik ve ekonomik bütünleşmeyi içermeyen bir anlaşmadır. Ayrıca, ABD ile Kanada arasında daha önce yapılmış olan Serbest Ticaret Anlaşması’nın tüm koşullarını kapsayan ve yerine geçen bir anlaşmadır. Yani, bazı sanayi ürünlerinde sağlanan gümrük indirimlerini, tarımsal mallar ile otomobil ticaretine ve anti-damping politikalarına ilişkin sorunlara yönelik özel hükümleri de NAFTA kapsamı içinde bulmak mümkündür. Bunun yanısıra, yine ABD ve Kanada arasında yatırım girişimlerini, devlet ihalelerini ve mali hizmetleri kolaylaştırıcı standartlar NAFTA ile uygulanmaya devam etmektedir. Kısacası, NAFTA ile sağlanan gelişme Meksika’nın bu anlaşmanın koşullarını yerine getirme süreci olmuştur. Meksika, ABD ve Kanada’nın bazı sanayi mallarına karşı gümrük indirimleri uygularken, ithalat belgesi uygulamasını hemen kaldırmıştır. Tüm üye ülkeler için ise hassas mallarda gümrük duvarlarının 10 yıl içinde kademeli olarak kaldırılması kararlaştırılmıştır. Ayrıca, Kanada et, yumurta, sütlü mamüller ve şeker gibi mallarda gümrük indirimi yapmayacaktır.

Genel olarak NAFTA kapsamında, şu kolaylıklar sağlanmaktadır: İşadamlarının serbest dolaşımı sağlanırken, kendi yanlarındaki malzemelerini gümrüksüz giriş ve çıkışları sağlanmıştır. Taşıma işlemlerini kolaylaştırıcı önlemler kapsamında çıkılan gümrükten tekrar girilmesi zorunluluğu ortadan kaldırılmıştır. Ayrıca malların tamirleri gerektiğinde gümrük indirimleri sağlanmış ve gümrük işlemleri basitleştirilmiştir.

2.1. NAFTA EKONOMİK BÜYÜMEYİ VE TİCARET GELİŞTİRMEKTEDİR

 

NAFTA yürürlüğe girene kadar, kapalı sınırlar ve engelleyici faktörler Kuzey Amerika’da ticaretin gelişmesini engellemiş, hükümetlere ve tüketicilere olan maliyetleri arttırmıştır. Ancak NAFTA’yla beraber ticari engellerin yıkılması, sınırların kaldırılması ve mal, hizmet yatırım ve fikirlerin bölge içerisinde serbestçe dolaşımı bu ülke ekonomilerini önceden hiç olmadığı kadar birbirine yakınlaştırmakta ve entegre etnektedir. Bu gelişim süreci dünya yaşanan değişimle aynı paraleldedir. Günümüzde şirketler artık tüm dünyayı kendi yerel pazarları gibi görmekte ve bu suretle yatırımcılar, işadamları, çalışanlar ve tüketiciler için daha önceleri hiç varolmayan imkanlar ortaya çıkmaktadır.

Kanada, ABD ve Meksika 1994 yılında Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşmasını imzalamışlar ve böylece dünyanın enbüyük serbest ticaret bölgesinin kurulmasını sağlamışlardır. Amaç; ticareti engelleyici sınırları kaldırarak, kaoıları açmak ve bu ülkelerin ekonomik gelişmesini sağlamaktır. 1993 yılıyla 1998 yılları arasındaki verilere baktığımızda bu bölge için bir ekonomik büyümenin gerçekleştiğini söyleyebiliriz. 1994 ve 1998 yılları arasında Kanada’nın ekonomisi ortalama %2.8 büyürken, ABD ekonomisi %3,3 ve Meksika ekonomisi de ortalama %3’lük bir büyüme kaydetmiştir.

Ekonomik büyümenin ve ticaretin dışa açılmasının en önemli göstergelerinden birisi ülkelerin ihracatta elde ettikleri başarıdır. NAFTA üyesi ülkelerin 1998 yılında birbirleriyle gerçekleştirmiş oldukları ihracat verileri 1993 yılıyla karşılaştırıldığında aşağıdaki grafiklerde ortaya çıkmaktadır.

Nafta1993ihracat

Nafta1998ihracat

NAFTA uygulamaya konduktan sonra Kuzey Amerika’daki ticaret hacmi %75 civarında artmıştır. Bugün NAFTA üyesi üç ülke çok daha büyük bir ticari pastadan pay alır konuma gelmişlerdir. Bu sürecin devamı ve ekonomik refahın sürmesi için yaratılan ekonomik birlikteliğin ve iş amkanlarının artarak devam ettirlmesi gerekmektedir. NAFTA üyeleri arasındaki mal ticareti 1998 yılında 507 milyar dolara ulaşmıştır. Bu geçen beşyıl içerisinde 218 milyar dolarlık bir artışa tekabül etmektedir.

1998 verilerine göre;

  • Birleşik Devletler halen Kanada ve Meksika’nın en büyük ticari partneridir.
  • Kanada, ABD’nin en büyük ticari ortağıdır.
  • Meksika, Ameriakan malları için en büyük pazardır.
  • Kanada, Meksika malları için ikinci en büyük pazardır.

NAFTA’nın geçen ilk 5 yılı boyunca;

  • Meksika ve ABD arasındaki ticaret yaklaşık olarak 2 katına çıkmıştır. Yıllık ortalama %17’lik bir sıçrama kaydedilmiştir.
  • Kanada ve ABD aralarında var olan önemli ticaret hacmini yıllık ortalama %10 arttırmışlardır ve;
  • Kanada ve Meksika arasında gerçekleşen ticaret yıllık yaklaşık %13 artmıştır.

 2.2. NAFTA YATIRIMI VE ÜRETİM ORTAKLIĞINI TEŞVİK ETMEKTEDİR

 

NAFTA yatırımcılar için imkanları ve fırsatları arttıran bir ortam hazırlamaktadır. 1994 yılından bu yana Kanada, ABD ve Meksika’da yatırımlarda gözle görülür bir canlılık ve büyüme meydana gelmiştir.

  • NAFTA üyesi ülkelerde doğrudan yabancı yatırım 864 milyar dolara ulaşırken, NAFTA üyeleri birbirlerinin ekonomilerine 189 milyar dolarlık yatırım yapmışlardır.
  • 1997 yılı boyunca Kanada gerçekleşen yabancı yatırımların toplamı 135 milyar dolar olurken, bu rakamın yaklaşık %70’lık kısmı ABD ve Meksika tarafından kaynaklanmıştır. NAFTA’nın yürülüğe girmesinden bu yana ABD ve Meksika’dan Kanada’ya yapılan yatırımlar %43 artmıştır.
  • 1994 ve 1997 yılları arasında Meksika’da yapılan yabancı yatırımlar 47 milyar dolara ulaşmıştır. Bu yatırım mikrarının %60’dan daha fazla bir bölümü Kanada ve ABD tarafından gerçekleştirilmiştir.
  • 1997 yılında ABD’deki toplam doğrudan yabancı dış yatırım 682 milyar dolar civarında hesaplanmıştır. Bu miktarın %9,6’lık kısmı Kanada ve Meksika tarafından sağlanmıştır. NAFTA işlemeye başladığı süreçten bu yana, Kanada ve Meksika’dan ABD’ye yapılan yatırımlarda %58’lik bir artış meydana gelmiştir.

NAFTA’nın elde ettiği başarı genelde üye ülkelerin pazarlarını bölge içerisinde üretilen mal ve hizmetlere açmasına bağlanırken; bu organizasyonun bölge içinde yabancı yatırımları cezbetmedeki kaabiliyeti, NAFTA’yı meydana getiren anlaşmanın en güçlü ve devamlı yönünü kanıt olarak ortaya koymaktadır.

NAFTA daha fazla entegre olmuş bir Kuzey Amerika pazarı yaratmaya yardımcı olmaktadır. NAFTA’nın şekillendirdiği anlaşma ticari engellemeleri azaltarak ve herbir üye ülkenin birbirlerinin pazarlarına girişlerini garanti ederek bu bölgede ticareti güçlendirmektedir. Bu mantalite iş dünyasını karar alma noktasında kaynakların daha etkin bir biçimde kullanılması hususunda özgür kılmakta ve bölgenin her tarafında üretim-paylaşıcı ortaklıkları teşvik etmektedir. Böylece bu işbirliği ve üretim sürecinin farklı parçaları bölgenin her tarafına dağılarak bu üç üye ülke insanı için yeni fırsatları doğurmaktadır.

Bütünleşmiş bir pazarda bir şirket herhangi bir NAFTA ülkesinde bir ürün tasarlayabilir, bu ürünün parçalarını ikinci NAFTA ülkesinde imal edebilir ve üçüncü NAFTA ülkesinde de bu ürünün montajını gerçekleştirebilir. Daha sonraki aşamada ise tamam hale getirilmiş bu ürün bölge içine ve tüm dünyaya pazarlanabilir.

Özellikle elektronik, otomotiv ve tekstil sektörlerindeki üretim ortaklıkları bu sektörlerde canlı güçlü bir büyümenin meydan gelmesine yardımcı olmakta ve dğnya ticaretinde Kuzey Amerika yapımlı malların artışına neden olarak NAFTA üyesi ülkelerin ihracatını geliştirmektedir.

Aşağıdaki tabloda NAFTA üyesi ülkerin 1998 yılı içerisinde ana sektörlerde karşışılıklı gerçekleştirmiş oldukları ticaret rakamları verilmektedir.

TABLO: 2     

       ciftyonlunafta1998

 

2.3. NAFTA VE KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELER

Ticaret büyük ve küçük iş yaratıcı bütün şirketleri içine alan bir havuzdur. Bu havuza canlılık getiren ve ekonomik kalkınma sürecinin ve büyümenin motoru küçük ve orta boy işletmelerdir. Bu işletmelerin büyüklükleri; onları daha atak, ürettikleri ürünlerde daha rekabetçi ve sahip oldukları dinamizmle de başarıya taşımaktadır.

Son yapılan çalışmalar göstermektedir ki Kanadalı ihracatçıların %97’si, ABD’lilerin %96’si ve Meksika ihracatçılarının da %95’i küçük ve orta boy işletmelerdir. Bu elde edilen rakamlar NAFTA’nın gelişmesinde ve başarısında küçük ve orta boy işletmelerin önemini açıkça ortaya koymaktadır. Bu sebeple NAFTA üyesi ülkeler ülkelerinde bu tip girişimleri oldukça desteklemekte ve cesaretlendirmektedirler.

Bir tür stratejik ticaret politikası takip eden bu ülkeler bir yandan bu işletmelerini desteklerken, öte yandan karşılaştırmalı üstünlüğün imkanlarından daha fazla faydalanmak için tutarlı bir ticaret politikası takip etmekte ve faaliyetlerini serbest ticaretin çalışmalarını engellemek için değil, bilakis kolaylaştırmak üzerine kurmaktadırlar.

2.4. NAFTA ÇEVRENİN KORUNMASINA KATKIDA BULUNMAKTADIR

 

NAFTA üyeleri çevre bilincinin bölge içerisinde yerleştirilmesi ve çevresel korumanın önemini yüksek sesle dile getirmekte ve çevre ile ilgili yasaların çıkartılması hususunda işbirliği yapmaktadırlar. NAFTA üyeleri çevre ile ilgili arzulanan amaçlarına ulaşmak için Kuzey Amerika Çevresel İşbirliği Anlaşmasını meydana getirmişler ve bu anlaşmaya dayanarak değişik kurumlar kururak çevrenin korunması ile ilgili çabalarını yoğunlaştırmışlardır. 1998 yılına kadar 27 proje desteklenmiştir. Bu projeler daha çok çevre kirliliğinin önlenmesi, doğal yaşamın ve su kaynaklarının korunması üzerine toplanmaktadır. Amaç, gerek Meksika sınırında bulunan ABD yatırımlarının yarattığı çevre kirliliğini ve gerekse Meksika şehirlerindeki kirliliği önlemektir.

 

2.5. NAFTA VE İŞGÜCÜ

 

NAFTA çalışan kesimlere ve ailelerine önemli faydalar sağlamaktadır. Bu elde edilen faydaların devamı ve korunması için Kuzey Amerika İşgücü ve İşbirliği Komisyonu kurulmuştur. Bu komisyona her üye devlet temsilcilerini bulundurmaktadır. Amaç; NAFTA’ya üye olan ülkelerin iş kanunları, çalışma standartları, iş güvenlikleri, işçi sağlığının korunması ve insan kaynaklarının geliştirilmesi hususunda ortak standartlara sahip olmalarıdır.

NAFTA yürürlüğe girdikten sonra; istihadam oranı üç NAFTA ülkesinde yükselmektedir.

NAFTA’nın ilk 5 yıllık sürecine bakıldığında;

  • Kanada da istihdam oranı %10,1 oranında artarak 1,3 milyon kişiye iş yaratılmıştır.
  • Meksika’daki istihdam oranı %22 artarak, 2,2 milyon kişiye iş sağlanmış ve
  • ABD’deki istihdam oranı %7’den daha fazla büyüyerek 12,8 milyon kişiye bu dönemde çalışma alanı yaratılmıştır.

Serbest ticaretin üç üye ülkede de istidam düzeyininin arttırılmasına yardımcı olduğu görülmektedir. İhracatlarını arttıran üye ülkelerde bu sektörlere insan gücü akıtılmakta, dolayısıyla her üye ülkede ciddi manada iş alanları ortaya çıkmaktadır. NAFTA anlaşması uygulamaya konulduktan bu yana, üye üç ülkenin ihracatlarında önemli miktarlarda büyümler kaydedilmiştir ve bu nedenle yaratılan işgücü ihracata yönelik sektörlere doğru olmaktadır.

2.6. NAFTA VE YAŞANAN SIKINTILAR


Serbest ticaretle ilgili ortaya konan analizler, her şeye rağmen serbest ticaretin çok gerçek maliyetler içerdiğini inkar etmemektedir. Serbest ticaretin yaratıcı yıkım dinamiklerinin tüm ticaret yapan ülkelerde belli bazı topluluklar üzerine acı yüklediğini kabul etmek gerekmektedir. Bu sebepten dolayı serbest ticaret anlaşmaları genel olarak birkaç yıl geçtikten sonra yürürlüğe konulmaktadır. Buna ilave olarak; kamu yetkilileri ve belli haklara sahip grupların, müzakere sürecinde bu görüşmeler neticesinde şekillenecek olan fayda ve maliyetlerin etkileyeceği insanlar arasındaki dağılımını gözetlemek gibi önemli sorumlulukları vardır.

NAFTA konusunda ifade edilen dezavantajlar; iddia edilen artan kutuplaşmanın veya ekonomik yapıda oluşan çift yönlülüğün Kuzey Amerika’nın her tarafını kapsadığı noktasında toplanmaktadır. Örneğin Amerika pazarına hizmet sunmak amacıyla kurulmuş ve Kuzey sınırının ötesinden de işler alan çok uluslu Meksika’da yerleşik maquiladoras, yani montaj fabrikalarının; sahipleri ve yöneticileri için yüksek kazançlar sağladığını ancak bu durumun Rio Grande’nin güneyindeki ana ekonomiye önemli ölçüde katkıda bulunacağı çok az yerel bağlantı kanallarının meydana getirildiği ileri sürülmektedir.

Düşük vasıflı montaj hattı işlerinde bir sınır var olsa bile (ki bu eğer serbest ticaret ekonomik büyümeyi teşvik etmeseydi olmayacaktı), şüphesiz bu eleştirilerin arkasında bazı üzücü Amerikan kaynaklı işgücü tecrübeleri bulunmakta ve adanın bu gibi düşük vasıflı işçilerinin yüksek oranda toplandığı, eğitici, geliştirici ve işgücü-pazar imkanlarının az geliştiği kısımlarına doğru yönelmenin kısa vadede daha yaralı olacağı hala kabul görmektedir. Bu durgun bir pazar olsa bile gerektiğinden fazla sayıda bulunan Amerikalı işçiler daha iyi destekleyici refah ve işgücü-pazar altyapısına sahip olduklarından dolayı yeni bir işe yerleştirilme konusunda Meksikalılardan daha şanslı olacaklardır. Uzun vadede serbest ticaret herkes için kaynakların daha etkin bir şekilde kullanılmasına, artan büyümeye ve daha fazla (değişim olsa bile) iş imkanlarına yol açacağından ileri sürülen bu korkuların asılsız olduğu kanıtlanmaktadır. Örneğin 1980’lerin ortalarından bu yana tarifeler düşürüldüğü için ABD Meksika’ya ihracat yapmakta ve bundan dolayı yerel çalışma düzeyi artmaktadır.

Meksika’daki yeni ihracata dönük sanayi gelişmelerinin yerel ekonomi üzerinde önemsiz etkiler meydana getirdiğini ileri süren iddia daha ciddi bir eleştiridir ve az gelişmiş ülkeler konusundaki karşılaştırmalı üstünlük prensibinin merkezine saldırıda bulunmaktadır. Bu iddia daha açık bir incelemeyi gerektirmektedir.

Teoriye göre; büyük ve küçük ticari ortaklar ticari engelleri düşürdükçe birbirinden ayrı olan bu pazarlar gitgide tek biz pazar halini alacaktır. Tek bir pazarda ticareti yapılan her türlü mal ve hizmetin sadece bir fiyatı olabilir ve kaçınılmaz olarak fiyatlar üzerindeki yönlendirici baskın etki daha büyük ve zengin ekonomiden gelecektir. Bu durum Meksika ihraç ürünlerinin ve işgücü hizmetlerinin böylece gittikçe daha yüksek US/Kanada fiyatlarından satılacağı anlamına gelmektedir. Böylece serbest ticaretten elde edilen kazanımların dağılımı küçük ekonomiler için tahmin edilenden daha büyük olmaktadır. Bu durum “önemsiz olmanın önemi”olarak bilinmektedir.

Artan ihracat kazançlarının makro ekonomik etkisi dış ticaret çarpanı – yerel ekonomiye olan katılımlar tüketimin marjinal eğilimine uygun olarak milli gelir üzerinde bir artışı teşvik etmektedir. Bu etki ilk olarak belirli gelişme bölgelerine kurulmuş ihracat endüstrilerinin odaklandığı yerlerde bölgesel bir nitelikte ortaya çıkabilmektedir (Mesela Meksika örneğinde; Ciudad, Juarez, Tijuana ve Nogales gibi sınır kasabalarında) ve neticede bu yararlı etkiler ikinci ve üçüncü gelir yükselme evreleriyle tüm ekonomiye doğru akmak zorunda kalacaktır.

Bununla birlikte ticaretin en önemli kazanımları artan uluslararası rekabetin yerli sanayi üzerindeki uzun vadeli etkisinden kaynaklanmaktadır. Ani ortaya çıkan travmanın değişime uyum adımı dikkatlice atıldığı takdirde, yerel iş dünyası uluslararası fiyatlara, kalite standartlarına, ve müşterilerin taleplerine uyum sağlamayı öğrenmektedir. Verimlilik kazançları yüksektir. Ulusal kaynaklar uluslararası rekabet gücüne sahip istihdam alanlarına yönelir. Ölçek ekonomileri yalnızca yerel ekonomiye mal satmakla kalmayıp, uzak ve daha büyük pazarlara açılarak mal satmada faydalar elde edebilirler. Bazı serbest pazar değişimlerinin belli safhalar geçirmediği yerler olsa bile; bu gibi anı değişimler büyük bir patlama etkisi yapmaktadır; birbirinden oldukça farlı uzaklıklarda yer alan örnek olarak verebileceğimiz bu ülkelerden bazıları Çin Halk Cumhuriyeti, Polonya ve Şili’dir ve bu ülkelerde serbest pazar değişimlerinin uzun vadeli iyileştirmeleri sonuçta kısa süreli maliyetlerin çok ötesine geçmektedir.


Bununla birlikte tüm bu gibi faydalar serbest ticarete dahil olan ekonominin piyasa teşviklerine duyarlı olmasını gerektirir. Şayet Meksika örneğinde maquiladoras (montaj fabrikaları) gerçekten aktarılan ustalığın ehemmiyetsiz olduğu tornavida fabrikaları olsaydı, bütün girdiler ithal edilmiş olsaydı ve parçaların üretiminde ve hizmetlerin sağlanmasında yerel ekonominin az bir katkısı var olmuş olsaydı, takip eden evre ikili bir ekonomik yapıyla sonuçlanırdı: fakir bir arka bölgeye sahip zengin batılılaşmış bir yerleşim alanı yeniden ortaya çıkar ancak yukarıda ifade edilen ekonomik faydaların hiçbiri iki bölgeyi birbirinden ayıran dikenli telle çevrili çitin ötesine aktarılamaz. Modern yerleşim alanı ve etrafı çevrili topluluk arasındaki uçurum; kültürel ve ekonomik olarak New York ve Meksika City arasındaki uzaklık kadar büyüktür.

“Az gelişmiş” ülkeler terimi batılı ekonomik bir mana içerisinde ifade edilmektedir. Ancak bu ülkeler kendilerinin yüzyıllar boyunca geliştirmiş oldukları kültürel kimlikleri hususunda oldukça ilerlemiş olabilirler. Diğer yönden bu ülkeler modern piyasanın gerektirdiği işaretlere bir dereceye kadar duyarsız kalabilirler. Bu nedenle gelişme farklı bölümler arasında köprüler kurmayı ifade etmektedir. Meksika montaj fabrikalarına başlangıçta yapılan yabancı yatırımlar bu düşünce ile teşvik edilmemiştir ve çoğu hale bu şekilde devam etmektedir. Ancak yerel ve ulusal düzeyde iş yönetim birimleri ve hükümet yetkililerin sahip olacakları aydın düşünceye bağlı bireysel faydalar engellerin kaldırılmasında ve ekonomik değişimi cesartelendirmede çok şey yapabilirler. Birçok girişimci kabiliyet fakir topluluklarda hareketsiz olarak durmakta ve bu uygun yetenekler ve imkanlar kendilerini geliştirmek için ilgi ve bakıma ihtiyaç duymaktadırlar. Kültürel farklılıklar, değer yargıları, toprak sahipliğinin geleneksel kalıbı içerisinde vucut bulmuş hiyerarşik ve bağımlı sosyal ilişkiler ve sömürgeciliğe ait miras kolayca bertaraf edilemez ve çarçabuk modern endüstriyel yapılar içerisinde sindirilemez.

NAFTA Meksika’ya serbest ticaretin sunduğu faydaları getirebilir ve getirmeye devam ediyor ancak ne yazık ki, bu faydaların dağılımı adil değildir. Bu faydaların dağıtımında toplumun bütün sektörlerine köprüler kurmak; zaman ve hükümette kararlı bir yönetim tarzı gerektirmektedir. Sosyal ve ekonomik hareketlilik üzerindeki daha az sınırlamalar, ticaretten elde edilmiş kazançları daha fazla kılarak yaygınlaştırmış olacaktır. Ancak Meksika, 1980 sonrası zengin ve fakir arasındaki gelir farkının genişlediği ve oldukça eşit olmayan bir toplum olmuştur. Artan serbest ticaret, liberalleşen piyasalar, döviz kontrolünün kaldırılması, devlet endüstrilerinin mülkiyet modellerinde iyileştirme olmaksızın özelleştirilmesi, gerileyen vergi sistemleri ve eğitime ve sağlık programlarına sınırlı hak tanınması; zenginliğin kapitalist elit kesim elinde toplanması ve geri kalan halk kesimlerinin sömürülme riskini hızlı bir biçimde arttırmaktadır. Meksika City’nin zengin bölgelerinde ve Meksika’nın kuzey sınır bölgelerindeki gelişim alanlarında NAFTA kutlamalarının yapıldığı bir esnada, Chiapas’ın güney eyaletindeki Zapatista isyancıları, ülke insanlarına ulusal ekonominin kendi insanlarının tümünü gelişim sürecine dahil edemeyen esnek politik, sosyal ve ekonomik çatının eksikliğini zoraki de olsa hatırlatmışlardır.

Sırf ekonomik ifadeler ışığı altında belirtebiliriz ki; serbest ticaret lehine ileri sürülen düşünceler onun karşısında olan fikirlerden çok daha ağır basmaktadır – herhangi bir temel ders kitabı bu gerçeği vurgulayacaktır. Karşılaştırmalı üstünlük prensibinin uygulamasından kaynaklanan tüm ekonomik faydalar; dahil olan ülkelerin gerekli değişiklikleri yapmak ve bundan doğan ödüllerden faydalanmak için gereken önşartlara, altyapıya, sosyal dinamizme ve uyuma sahip olduğu varsayımı temeline dayandırılmaktadır. Piyasa katılıklarının; örneğin coğafi ve mesleki hareketliliği yasaklayan korunmuş sosyal tavırlar ve/veya politik sınırlandırmaların var olduğu yerde; ticaretten elde edilen kazançlar, maaşları ve nadir kaabiliyetlere sahip olanların karlarını arttıracak ve bu durum hüsrana uğrama duygusunu ve zenginlik yaratma sürecinin dışında kalanların kaybını arttıracaktır.

Meksika’nın yeni yeni öğreniyor olduğu, bitkin Doğu Avrupalıların keşfettiği ve ABD ve İngiltere gibi gelişmiş sanayi ekonomilerinin de bildiği üzere; serbest ticarete başlama tamamıyla otomatik ve değer-yoksun bir ekonomik politika olmayıp, merkezi hükümet tarafından bir dokunuş ve piyasalara ülkenin kaynaklaraının dağıtımı ile ilgili bir hak tanıma yetkisinin verilmesiyle uygulanabilmektedir. Katı uygulamarın gerçekleştiği bir yerde, piyasanın eğitilmesini kolaylaştırmak, engelleri kaldırmak ve tüm ekonomide yeni istihdam imkanlarına girişi sağlamak için mikroekonomik müdahale gereklidir. Bu süreç yavaş işleyebilir ve hükümetlerde iyileştirmeye çabaladıkları piyasalar gibi başarısızlık eğiliminde bulunabilirler.

Bu sorulara kolay cevaplar bulmak mümkün değildir. Daha iyi toprak, eğitim, iş ve gelir talep eden devrimci Zapatistaslar silahlarını bırakmak ve kendi köy arazilerine geri dönmek için nasıl ikna edildiler? Ekonominin yeniden yapılandırılması yönünde tercih kullanan ve bu tercihin faydalarını kendine tahsis etmiş olan daha zengin orta sınıflar fakir sınfla bir tutulma ve gerçekten, talep etmiş oldukları iyileştirilmiş şartlar için bedel ödeme konusunda nasıl ikna edilmektedirler?

Bu nedenle karşılaştırmalı üstünlük prensibini uygulama işi dikkatli bir yönetim geektirir. Teoride genel olarak bebek endüstriler durumunda kabul edilmekte olan bu görüş: kolay incinen, yeni kurulmuş ve henüz uluslararası rekabet rüzgarlarına karşı koyacak güçte olmayan sanayilere bir dereceye kadar koruma sağlamayı ifade etmetedir. Bebek yeteri derecede güçlenip kendine bakacak duruma geldiği zaman koruma bu varsayımla kaldırılmakta ve böylece serbest ticaret tekrar kendi rotasına geri dönebilmektedir. Ekonominin geniş bir kesimi gelişmemiş olan daha fakir ülkelerde, bebek endüstri tezi daha kapsamlı koruma ve müdahaleyi haklı çıkarmak için kullanılabilir.

Genel olarak NAFTA’nın yürürlüğe girdiği 1994 yılından bu yana yaşanan problemleri kısaca iki ana başlık altında toplamak mümkündür. Birincisi ucuz iş gücünün ve sermaye girişine elverişli koşulların olduğu Meksika’da, ABD ve Kanada kaynaklı yabancı yatırımların artması, bunun ise ABD ve Kanada’da ekonomik daralma ile birlikte işsizliği arttırıcı etkisinin olduğu gözlenmektedir. Şimdiden üyelerinin sürekli azalması ile karşı karşıya bulunan Kanada ve ABD’deki sendikalar, düşük ücretli Meksika ile pazarlığı zorlaştırmaktadır.

NAFTA içinde yaşanan diğer bir problem ise çevre kirliliği ile ilgilidir. Gerek Meksika sınırında bulunan ABD yatırımlarının yarattığı çevre kirliliği ve gerekse Meksika şehirlerindeki kirlilik bunlardan bazılarıdır. Bu problemin çözümü için Montreal’de geçtiğimiz yıl Kuzey Amerika Çevresel İşbirliği Komisyonu (North American Commission for Environmental Cooperation) kurulmuştur. Diğer taraftan işin Meksika yönüne baktığımızda ise, Meksikalı işadamlarının şikayetleri, ABD’li sosyal grupların ticaret anlaşmalarında çok fazla baskı yaptıkları ve NAFTA’nın bir ekonomik işbirliği anlaşması olmadığı konularında yoğunlaşmaktadır.

Bu problemlerin yanısıra NAFTA’ya üye ülkelerin 1993 yılı sonrası elde ettikleri ticari gelişmeler bu olumsuzlukları bertaraf edecek düzeydedir ki bunlara yukarıda değinmiştik.

SONUÇ

 

Tüm yaşanan problemlere rağmen, 1998 yılına kadar geçen süre Amerika kıtasında NAFTA’nın başarısını açıkça ortaya koymuştur. Çok kısa bir süre içerisinde bu kıtadaki diğer ülkeleri de içine alacak şekilde genişlemeyi planlayan bu serbest ticaret oluşumu dünyadaki üç büyük ekonomik blokton (AB, APEC ve NAFTA) biri haline gelmiştir. 1994’de yürürlüğe girenbir serbest ticaret hareketinin geçen 5 yıl içerisinde kaydettiği başarı küçümsenmemelidir.

Elde edilen başarı NAFTA üyesi ülkeler için ciddi bir motivasyon olmaktadır. Artık bu ülke yönetimleri üye ülkeler arasında ticari sınırlamaların ve engellemelerin tümden kaldırılarak karşılıklı işbirliği projelerinin geliştirilmesine tam destek vermektedirler. Üetim süreçlerinde sağlanacak işbirliği bu ülkelerin zenginleşmesine ve uluslararası rekabetteki durumlarının güçlenmesine katkıda bulunacaktır.

Bu bölgede kaynakların etkin dağılımı ve kullanımı tüketicilerin daha kaliteli ürünleri daha ucuza elde etmelerine yol açmaktadır. Bu durum genel manada üye ülke insanlarının yaşam standartlarını arttırıcı bir etki yapmakta ve bu etkinin devam edeceği rakamsal verilerle de desteklenmektedir.

 

 

FAYDALANILAN KAYNAKLAR:

 Brown, W.B. and Hogendorn, J.S. International Economics, Addison Wesley,1994.

Browne, H. For Richer, For Poorer, Latin American Bureau

Karluk, Rıdvan. Uluslararası Ekonomi, Beta Yayınları, 5.baskı, İstanbul 1998.

Yalçınkaya, M.Hakan. “Avrupa Birliği ve Gümrük Birliği Sürecinde Türk Sanayiinin

Rekabet Gücü” Yönetim ve Ekonomi Dergisi, İ.İ.B.F. Yayınları, Sayı.3 Manisa: 1997

 

http://www.dfait-maeci.gc.ca

http://www.ustr.gov

http://www.secofi.gob.mx

http://www.foreigntrade.gov.tr/EKONOMI/NAFTA.HTM

 

Cevapla